"Çocuk ve anne sağlıklı
olsun da ister kız, ister erkek hiç fark etmez!" düşüncesi her zaman
vardır. Buna rağmen çocuğun cinsiyeti konusunda gönüllerdeki yatan
beklentiler bitmiş değil. Peki bu konuda siz ne dersiniz?
Çocuğun daha doğmadan önce cinsiyetinin belirlenmesi isteği insanlık
tarihi kadar eski bir konudur. Ne de olsa; eski çağlardan bu yana
belirli dönemlerde bazı cinsiyetlerin ön planda olduğu medeniyetler
ortaya çıkmış. Arabistan' da kız doğan bebeklerin diri diri toprağa
gömüldüğü, Amazonların kadın egemenliği, tarih kitaplarının
sayfalarından ilk aklımıza gelenler. Bir medeniyet anaerkil, bir başkası
erkek hükümranlığı. İş böyle olunca da çocukların daha doğmadan anne
karnında cinsiyetlerin belirlenmesi isteği de o günlerden bu yana
süregelmiştir.
Geçen zaman içinde düşüncelerde erozyona uğruyor! Tarih sayfalarında yok
olan ve gelişen, büyüyen medeniyetlerle dolu. daha düne kadar bırakın
cinsiyet belirlemeyi, anne karnında büyüyen bebeğin kız mı? yoksa erkek
mi? olduğunu tam olarak kestirmek mümkün değildi. Tabii bu yolda
çabalar, çalışmalar hiç bitmedi. Amaç baştan belli; Kesin sonuca
ulaşmak.
İnsanda toplam 46 tane kromozom bulunuyor. Bunlardan iki tanesi
cinsiyeti belirliyor. Erkeğin spermleri 23 ve bir tane X yada Y (bunlar
yüzde olarak yarı yarıya dağılmıştır) kromozomu, kadın yumurtasında ise
23 ve bir tane X kromozomu (yumurta her zaman X kromozomu taşır)
bulunuyor. Böylelikle sperm ve yumurta birleştiğinde, 46 tane kromozom
meydana geliyor. Çocuğun cinsiyetinin dişi olabilmesi için X, erkek
olabilmesi içinse Y kromozomunun yumurtayı döllemesi gerekiyor. Başka
bir deyişle, çocuğun cinsiyetini spermlerdeki kromozom belirliyor.
Cinsiyet belirlemesinde kadın yumurtasının hiçbir rolü yok. Ancak rahmin
bazı spermleri seçmesinin mümkün olduğu söyleniyor. Ayrıca cinsiyet
oluşumu döllenmeden hemen sonra gelişiyor ve bu aşamadan itibaren
cinsiyet üzerinde hiçbir değişiklik yapılamıyor. Cinsiyetin oluşum
mekanizmasında, kadın organlarının gelişmesine paralel olarak bir meyil
yaşanıyor. Y kromozomu cinsiyeti etkileyen bazı faktörleri içinde
barındırıyor. Bu faktörlerin açığa çıkardığı maddeler de kadın
organlarının gelişimini baskılıyor ve böylece embriyonun cinsiyeti
erkeğe dönüşüyor.
Püf noktası "yumurtlama dönemi" nde yatıyor. X ve Y kromozomu taşıyan
spermler yapı bakımından birbirinden farklı nitelik taşıyor. Örneğin, X
kromozomlu sperm diğerine göre çok az iri; hareketleri daha ağırdır.
Fakat Y kromozomlu sperm daha hızlı olduğu için enerji depoları daha
çabuk tükeniyor. Bu noktada genellikle erkek kromozomlu spermlerin daha
çabuk öldükleri söyleniyor. Ancak bu bilimsel olarak kanıtlanmış değil.
Çünkü bunun saptanabilmesi için öncelikle vajina da hareket eden
spermlerin hangi cinsiyet kromozomlarına sahip olduklarının mikroskop
altında incelenmesi gerekiyor ki, bu işlem hiç de zannedildiği kadar
kolay değil.
Bilim dünyasından gelen bazı yorumlara bakacak olursak, spermlerin
morfolojik özellikleri göz ününde bulundurularak ve yumurtlama dönemi
hesaplanarak bebeğin cinsiyeti belirlenebiliyor. Buna göre; yumurtlama,
adetten ortalama 14 gün sonra (bu süre değişebiliyor) meydana
geliyor. Eğer kadın hemen yumurtlama döneminde ilişkiye giriyor ve
diğer günler eşiyle birlikte oluyorsa erkek; yumurtlamadan birkaç gün
önce ve sonra ilişki yaşıyorsa, kız çocuğu sahibi olma olasılığı
artıyor. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi yumurtlamadan önce
spermler rahim yoluna girdiğinde erkek kromozomlu spermlerin enerji
depoları bir süre sonra tükeniyor ve ağır ama daha dayanıklı dişi
kromozomlu spermler yumurtayı döllüyor. Bunun tam tersi, yani yumurtlama
döneminde birleşme yaşandığında, Y kromozomlu spermler hızlı
hareketleriyle X kromozomlu spermleri geçiyor ve bir erkek çocuğunun
doğmasını sağlıyor. Bu teori çoğu kişi tarafından savunulsa da, günümüze
kadar tam olarak bilimsel bir dayanak bulmuş değil. Yine de bu tekniğin,
istenilen sonuca ulaşmayı %65-70 oranında arttırdığı iddia ediliyor.
Ne mutludur ki, günümüzde %100 sonuç veren cinsiyet belirleme yöntemleri
de bulunuyor. Ancak, bu yöntemlerin uygulanması etik (ahlaki) nedenlerle
bütün dünyada yasak. Bazı doktorlar, cinsiyet belirlemede en kesin
sonucu tüp bebek yönteminin verdiğini söylüyor ve ekliyor; "Bizler böyle
bir yöntemi, sadece bazı kalıtsal olan ve çocuğu büyük bir risk altına
sokan hastalıklarda uyguluyoruz demektedir. Örneğin; hemofili hastalığı
sadece erkekte oluşuyor ve ciddi sorunlara yol açıyor. Hemofili
taşıdığını bilen bir kadın doktora başvurduğu takdirde doğacak çocuğun
erkek olmamasını sağlayabiliyor."
Bebeğin cinsiyetini belirlemek isteyen aileler, hem tüp bebek maliyetini
karşılamak zorunda kalıyor hem de bebeğin oluşumu için yüzde yüz garanti
alamıyorlar. Bir anlamda tüp bebek yaptırmış sayılıyorlar da
denilebilir. Bu yöntem sadece labaratuvar koşullarında uygulanabiliyor.
Doktorlar; "Bu yöntem, tüp bebek uygulamasında kromozomları bozuk
bebeklerin annesinde sorunlara yol açmaması için yapılıyor" diyor.
Uygulama için yumurta kanalından birkaç tane olgunlaşmış yumurta hücresi
alınıyor ve erkek spermiyle döllendiriliyor. Döllenen bu yumurtalar
sekiz hücreye bölünüyor. bölünen bu embriyolardan birer tane hücre
örneği alınarak embriyo biyopsi) özel mikroskop altında kromozomları
inceleniyor. Bu hücre sayesinde embriyonun sadece cinsiyeti değil, bütün
genetik yapısı da anlaşılabiliyor. Hücrelerin kromozomları
araştırıldıktan sonra istenen cinsiyetteki embriyo anne rahmine
yerleştiriliyor. Embriyodan bir hücrenin alınması, ona hiçbir zarar
vermiyor. Ve bu yönteme "preimplantasyon genetik (PGD) tanı" deniyor.
PGD metodunun dışında, uygulanabilen başka yöntemlerde var. Ancak bunlar
garantili neticeler vermiyor. Bunlardan biri; spermlerin belirli bir
işlemden geçirilerek, X ve Y kromozomuna göre ayrıştırılması işlemi olan
Ericsson yöntemi. Daha sonra bu spermler, aşılama denilen "inseminasyon"
yöntemiyle birbirinden bir kez daha ayrılıyor. Bu yöntem 1980' li
yıllarda Ericsson adında bir kişi tarafından ortaya çıkarıldı. Burada
spermler jöle şeklinde özel bir sıvının içine konuluyor. Bu maddenin 90,
70 ve 50 gibi çeşitli fraksiyonları var. Spermler büyüklük ve
ağırlıklarına göre bu maddenin içinde aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Değişik yoğunluktaki katmanlarda X ve Y kromozomu içeren spermler
tutuluyor. İddiaya göre burada her katmanda ayrı cinsiyet kromozomu
taşıyan spermler bulunuyor. Uzmanlar bu bilinçle istediği kromozomu
taşıyan spermi alarak, bununla yumurtayı dölleyebiliyor. Ericsson
yönteminin %70 oranında doğru sonuç verdiği söyleniyor. Ancak çoğu
zaman, bu yöntemin aslında savunulduğu kadar etkili olamadığını da
vurguluyor. Özellikle Amerika' da veteriner çevrelerinde 90' lı
yıllardan beri uygulanan bir başka yöntem daha var. Buna göre spermler
özel bir cihaza yerleştiriliyor. Hassas bir yapıya sahip olan bu alet,
spermler arasındaki X ve Y boyut farkını renklerle seçip ayırıyor.
Ayırma işlemi ortalama %90-95 oranında kesin sonuç verebiliyor. Bunun
insan spermi üzerinde uygulanmasını güçleştiren nokta, hayvan
spermlerinin üzerindeki X ve Y kromozomlarının insanınkine oranla daha
belirgin olmaları. Döllenme işlemi ise bir enjektörle yapılıyor. Ancak
burada yine tüp bebek uygulamasıyla dölleme yapılıyor ve yüzde yüz
hamilelik sağlanamaya biliyor. Tüp bebek uygulamasında bebeğin oluşma
oranı %40-45 arasında değişiyor. Ancak hamileliğin sonlanıp, bebeğin eve
götürülme oranı en fazla %30' larda kalıyor. |